İslam tarihi ve Siyer ilminde, soyağacı (nesep) bilgisi hayati bir öneme sahiptir. Özellikle Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ailesi, sadece biyolojik bir akrabalık değil, aynı zamanda İslam’ın ilk muhatapları ve ilk sosyolojik çevresidir. Dedesi Abdülmuttalib’in, Zemzem kuyusunun kazılması sırasında Kureyş’e karşı yalnız kalması üzerine, “Eğer Allah bana 10 erkek evlat verirse, birini kurban edeceğim” şeklindeki meşhur adağı, bu geniş ailenin temelini oluşturur.
Tarihsel kaynaklar (İbn Hişam, İbn Sa’d gibi) arasında bazı isimlerin lakap mı yoksa gerçek isim mi olduğu konusunda ihtilaflar olsa da, en geniş kapsamlı rivayetlere göre Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) babası Abdullah hariç 12 amcası bulunmaktadır.
Bu makalede, İslam tarihinin en detaylı analizlerinden birini yaparak, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) 12 amcasını, onların karakterlerini, İslam’a karşı tutumlarını ve tarihsel rollerini tek tek inceliyoruz.
1- Hâris b. Abdülmuttalib
Önemi: En Büyük Amca ve İlk Destekçi
Hâris, Abdülmuttalib’in ilk oğludur. Bu sebeple Abdülmuttalib, “Ebu’l-Hâris” (Hâris’in Babası) künyesiyle anılırdı. Hâris, babası Zemzem kuyusunu yeniden kazarken onun yanında olan tek evlattı. Kureyş’in baskılarına karşı babasını tek başına savunan bu figür, ailenin “güç ve koruma” sembolüydü.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peygamberliğini ilan etmeden önce Hâris vefat etmiştir. Dolayısıyla İslam dönemine yetişememiştir. Ancak onun soyundan gelen çocukları (Ebu Süfyan bin Haris, Nevfel, Rebia gibi), daha sonra İslamiyet’i kabul etmiş ve Peygamberimize (s.a.v.) sadakatle hizmet etmişlerdir.
2 – Ebû Tâlib (Abdümenâf)
Önemi: Hamiliğin ve Fedakarlığın Sembolü
Asıl adı Abdümenâf olan ancak oğlu Talib’den dolayı Ebû Tâlib künyesiyle bilinen bu amca, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatındaki en merkezi figürdür. Babası Abdullah ve annesi Amine vefat ettikten sonra, 8 yaşındaki Muhammed’i (s.a.v.) himayesine almış ve onu öz evlatlarından (Ali, Cafer, Akil) daha çok sevmiştir.
Peygamberlik geldikten sonra, Kureyş’in tüm baskılarına, ambargolarına ve tehditlerine rağmen yeğenini asla teslim etmemiştir. Onun koruması, İslam’ın ilk yıllarında tebliğin sürmesini sağlayan en büyük “sosyopolitik kalkan” olmuştur. Vefatı, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) o kadar üzmüştür ki o yıla “Senetü’l-Hüzün” (Hüzün Yılı) denilmiştir. İman edip etmediği konusu kelamcılar arasında tartışılsa da, yeğenine olan sevgisi ve desteği tartışmasızdır.
3 – Zübeyr b. Abdülmuttalib
Önemi: “Erdemliler İttifakı”nın Mimarı
Zübeyr, Peygamberimizin babası Abdullah ile anne-baba bir kardeştir. Yani Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kan bağı en kuvvetli olan amcalardan biridir. Zübeyr, İslam öncesi Mekke toplumunda adaletiyle tanınırdı.
Tarihsel olarak en büyük mirası, “Hilfü’l-Fudûl” (Erdemliler İttifakı) cemiyetinin kurulmasına öncülük etmesidir. Mekke’de haksızlığa uğrayanların hakkını aramak için kurulan bu teşkilata, gençliğinde Hz. Muhammed (s.a.v.) de katılmıştır. Zübeyr, soylu, şair ve lider ruhlu bir kişiliğe sahipti. Peygamberlik gelmeden önce vefat ettiği için İslam dönemine yetişememiştir.
4 – Hz. Hamza (r.a.)
Önemi: Allah’ın Aslanı ve Şehitlerin Efendisi
Abdülmuttalib’in en genç oğullarından biri olan Hamza (r.a.), Hz. Muhammed (s.a.v.) ile hem sütkardeşi hem de akrandır. İslam öncesinde avcılığı, keskin nişancılığı ve bileğinin bükülmezliği ile tanınan bir “çöl şövalyesi”ydi.
Müslüman oluşu, İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır. Yeğenine yapılan bir hakarete öfkelenerek İslam’a girmiş, ancak daha sonra bu öfke sarsılmaz bir imana dönüşmüştür. Bedir Savaşı’nda gösterdiği kahramanlık ve Uhud Savaşı’ndaki şehadeti, onu İslam’ın ebedi sembollerinden biri yapmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun kaybına çok üzülmüş ve ona “Seyyidü’ş-Şüheda” (Şehitlerin Efendisi) unvanını vermiştir.
5 – Hz. Abbâs (r.a.)
Önemi: Siyasetin ve Stratejinin Dehası
Amcaların en küçüğü olan Abbas (r.a.), Peygamberimizden (s.a.v.) sadece 2-3 yaş büyüktü. Ticaretle uğraşan, zengin ve Kureyş içinde sözü geçen bir liderdi. Cahiliye döneminde “Sikâye” (Hacılara su dağıtma) görevi ondaydı.
Abbas’ın (r.a.) Müslüman oluş süreci stratejik bir derinlik içerir. Bedir’de müşrik saflarında zorla yer almış olsa da, Mekke’de kaldığı süre boyunca Müslümanlara istihbarat sağladığı ve gizli bir Müslüman olduğu yönünde güçlü rivayetler vardır. Mekke’nin Fethi sırasında ordunun büyüklüğünü Kureyş liderlerine göstererek kan dökülmeden şehrin teslim alınmasında kilit rol oynamıştır. Daha sonra kurulacak olan Abbasi Devleti, onun soyundan gelmektedir.
6 – Ebû Leheb (Abdüluzzâ)
Küfrün ve Kibrin Timsali: Asıl adı Abdüluzza (Uzza putunun kulu) olan bu amca, yanaklarının kırmızılığı ve parlaklığı sebebiyle “Ebû Leheb” (Alevin Babası) olarak anılırdı. Zengin, kibirli ve statükocu bir karaktere sahipti.
Yeğeni Hz. Muhammed’e (s.a.v.) komşu olmasına rağmen, eşi Ümmü Cemil ile birlikte ona en büyük eziyetleri yapmıştır. İslam’a davet sürecinde Peygamberin arkasından giderek “Ona inanmayın, o bir yalancıdır” diye bağıran kişi odur. Bu düşmanlığı sebebiyle, hakkında Tebbet Suresi inmiş ve daha hayattayken cehennemlik olduğu ilan edilmiştir. Bedir Savaşı’na katılmamış, ancak savaşın kaybedildiğini ve müşriklerin hezimete uğradığını duyduktan kısa bir süre sonra kahrından veya “adese” denilen bir hastalıktan ölmüştür.
7 – Dırar b. Abdülmuttalib
Güzelliğiyle tanınan genç Dırar, kaynaklarda çok az bilgi bulunan amcalardan biridir. Ancak bilinen en belirgin özelliği, olağanüstü yakışıklılığı ve güzelliğidir. Hatta Araplar arasında bir dönem güzellikten bahsedilirken Dırar örnek gösterilirdi.
Annesi, Zübeyr ve Abdullah’ın (Peygamberimizin babası) annesi olan Fatıma binti Amr’dır. Dırar, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) henüz peygamberliğini ilan etmeden önce, genç sayılabilecek bir yaşta vefat etmiştir. Dolayısıyla İslam dönemine yetişememiştir. Hiç çocuğu olmadığı için soyu devam etmemiştir.
8 – Mukavvim b. Abdülmuttalib
Mukavvim, Kureyş’in süvarilerinden ve yiğitlerinden biri olarak bilinir. İsminin anlamı “Düzene Koyan, Doğrultan” demektir. Bazı kaynaklar onunla ilgili çok az veri sunsa da, soybilimciler (nesep alimleri) onun Hacl (veya Muğire) ile aynı kişi olabileceğini tartışmışlardır. Ancak İbn Sa’d gibi otoriteler onu ayrı bir isim olarak zikreder.
İslamiyet gelmeden önce vefat ettiği kesindir. Tarihsel kayıtlarda, cömertliği ve Kureyş içindeki saygınlığı ile anılır.
9 – Hacl (Muğîre) b. Abdülmuttalib
Asıl adı Muğîre olan bu amca, “Hacl” lakabıyla tanınmıştır. Hacl, Arapça’da “yürürken adımlarını birbirine yaklaştıran” veya bir tür yürüyüş tarzı anlamına gelir.
Hacl hakkında bilinen en ilginç detay, onun ok atıcılığındaki ustalığıdır. Kureyş içinde düzenlenen yarışmalarda ve av partilerinde yeteneğiyle öne çıkmıştır. İslam öncesi dönemde vefat ettiği için, peygamberlik dönemine şahit olamamıştır.
10 – Kusem b. Abdülmuttalib
Kusem, Abdülmuttalib’in küçük yaşta vefat eden oğullarından biridir. Bazı kaynaklar onun ergenlik çağına ulaştığını belirtse de, evlenip soyunu devam ettirecek kadar uzun yaşamamıştır.
İsmi “Kusem”, “hayrı çok olan, cömert” veya “bir şeyi toplayan” manalarına gelir. Hz. Muhammed (s.a.v.), daha sonra kendi torunlarından (Hz. Abbas’ın oğlu) birine de bu ismi vermiştir ki bu Kusem bin Abbas, Orta Asya’ya kadar gidip İslam’ı yaymasıyla meşhur olmuştur (Şah-ı Zinde). Ancak amca olan Kusem, İslam dönemine yetişememiştir.
11 – Abdülkâbe b. Abdülmuttalib
İsminden de anlaşılacağı üzere “Kabe’nin Kulu” manasına gelir. Abdülmuttalib, Kabe’ye olan hürmetinden dolayı oğullarından birine bu ismi vermiştir.
Tarihçilerin bir kısmı, Abdülkâbe’nin aslında “Mukavvim” ile aynı kişi olduğunu, birinin isim diğerinin lakap olduğunu savunur. Ancak onları iki ayrı kardeş olarak sayan güçlü rivayetler de mevcuttur. Eğer ayrı bir kişi ise, o da İslam öncesi dönemde genç yaşta vefat eden amcalar kategorisindedir.
12 – Gaydak (Mus’ab) b. Abdülmuttalib
Asıl adı Mus’ab olan bu amca, “Gaydak” lakabıyla meşhur olmuştur. Gaydak kelimesi, “cömertliği bol, eli açık” ve “suyu bol kaynak” anlamlarına gelir. Bu lakap bile onun karakteri hakkında bize ipucu vermektedir; o, kıtlık zamanlarında insanlara yardım eden, cömert bir Kureyşliydi.
Bazı siyer alimleri Gaydak’ın, Hacl ile aynı kişi olduğunu iddia etse de; İbn-i Kesir gibi otoriteler onun ayrı bir şahsiyet olduğunu vurgular. O da diğer pek çok kardeşi gibi Fetret Devri’nde (İslam öncesi) vefat etmiştir.

